Fırının külü daha akşamdan bekletilir. Halil, hava kararmadan meşe odununu istifler; sabah dörtte kalkıp ateşi harlar. Taş ısınıncaya kadar bahçe uyanır: horoz, sonra köpekler, sonra mutfak. Ekmek fırına girdiğinde köyün üstüne o koku çöker — mayalı, isli, tanıdık. Kahvaltının saati aslında budur, kapı açılmadan çok önce.
"Fırın konuşur, biz dinleriz." — Emine
Biz burada hızlı çalışmıyoruz. Süt sabah sağılır, kaymağı üstünde bekler; tereyağını yayıkta döndürmek yarım saat sürer ve o yarım saati kısaltmıyoruz. Reçel kazanı bahçenin dibinde, mevsimi gelen meyveyle kaynar. Menü aslında bahçenin ne verdiğine göre değişir — biz sadece masaya taşırız.
Sofrayı biz kurmuyoruz; mevsim kuruyor, biz yalnızca uzun masayı açıyoruz.
Uzun masa on dört kişilik. Yan yana oturursunuz, tanımadığınız biriyle aynı bal kavanozuna kaşık daldırırsınız. İlk gün garip gelir, ikinci bardak çaydan sonra geçer. Kahvaltı burada bir tabak değil, bir sabahın tamamı: iki saat, bazen üç. Acelesi olan misafirimizi nazikçe uğurlarız — burası biraz yavaşlamak için.